Gece,hüzün.Gece sis perdesinin içinde yalnızlığın zirvesini yaşayan bir adamın hüznü.Gece en kuytu mağaraların içinde ışığı görme ümitsizliğinin peşindeki çaresizin hüznü.Bir de gözyaşı.Korkularının en dayanılmaz çıkmazlarında bulmaya çalıştığı tanıdığı bir an görüp de anında kaybedenin hayal kırıklığı gözyaşı.Günlerce hazırlandığı o gün,yalnızca sevdiğini görmeye giden masumun görmek istediğinin elini bir başkasının elinde gördüğü andır parlayan gözyaşı.En sevdiğini yitirmek, geri kalan hayatını onsuz düşün(eme)mektir o kanlı damla.Ve kıskançlık.O akşam babasına sarıldığını düşünüp hüzünlenmektir bazen.Ya da okuduğu kitabın kahramanını beğenmemesi için ona sürekli kahramanı kadın olan kitap hediye etmektir.Oturup ağlamaktır onu arkadaşıyla eğlenerek sohbet ettiğini görünce.içi yanmaktır sana kızıp başka birine gülünce.O akşam güldürememektir onu.Korkmaktır sevgisinden şüphe ettiğinden.Aramaktır onu durmadan, bıkmadan, usanmadan.Ağlamaktır onu kaybetme korkusundan.Sadece ağlamak…Ve bir de gülmek.En zoru budur işte.Çünkü yalnız hüznü vardır kalbi olanın.Onlar gülmezler.Gülemezler.İçleri her zaman kan ağlıyordur.Çünkü acı çekerler.Hayat onları baştan acıtmıştır.Zayıftırlar.Kimseden güçlü olabileceklerini düşünemezler.Herkes onları ezecektir.Hiç dostları yoktur kendilerine göre.Evet yoktur gerçekten de.sebebi önyargılarıdır.Kendilerini sokakta alelade gördüğü insan kadar dahi beğenmezler.Pisliğin tekidir aynada gördüğü.Kim sevebilir ki onun gibisini?kim napsın ki?Evet hüzünlüdür.Çünkü sevmediği bir gövde ve bir baş vardır sürekli hayatında.Ömrünü onla geçirmek zorundadır.O, çok kişiyi beğenir.Ama kimseyi canı gönülden
sevemez.Çünkü en sevmesi gerekeni, kendini bile sevmez ki o.Ama bazen birini sevenler olur.Hem de çok.O bilmez sevmenin ya da aşkın ne demek olduğunu.Tatmamıştır.O sadece hüznü bilir çünkü.Acıyı bilir.Melankoliyi.Kendini acıtmayı.Ağlamayı.Ama bilmese de o da sever bazen.Çok kız beğenmiştir ömründe.Kimiyle rüyasında yatmış,kimini belli etmeden süzmüştür.Kimini sahte dostlarına anlatmış,kiminiyse kendine anlatmıştır.Ama yok der kendi kendine.Bu öyle değil.O çok güzel değil.Dün tramvayda gördüğüm kız çok daha güzel ve seksi der.Ama nedense onu gördüğünde ayaklarının ucundan bir şeyler yukarı doğru yükselmeye başlar.Bu ani etkiyle yüzü kızarır,ateşi çıkar o az kullandığı dili hepten yok olur.Elinin ve ayağının kontrolünü kaybeder, nereye bakacağını şaşırır.Ama bu nasıl olur.Sahte dostlarım bana anlatmıştı bunu.Aynen böyle söylemişlerdi.Ama ben hep ‘Ulan dünyada benden bile daha gerizekalı adamlar var galiba’ diye kendi kendime söylenmiştim.Der kendine.Onu gördüğünde yaşadığı heyecan zamanla farklı bir boyuta ulaşır.Artık bu vücut tepkimeleri için onu görmesine gerek yoktur.Sadece bir resim.Onu ilk gördüğü andaki o masum yüz ifadesini aklına getirdiği her an gariplikler yaşanır.O karşısındaymış gibi, kendisine bakıyormuş gibi.Ve dahası olur zamanla.Artık hayatının her anında bunu yaşar.Çünkü o hep kendisiyle beraberdir.Onunla uyanır, onunla kahvaltı yapar, Onunla okula gider ve onunla eve dönerdi.Evet onla beraberdi artık.Ama yine acıyordu.Peki ya neden? o hep yanındaydı işte.Canının neden acıdığını da biliyordu.Çünkü her gün o hayalin gerçeğini,kendisinden uzak ve habersiz şekilde dolaşırken görüyordu…Evet…Onlar da sevebilir, aşık olabilirdi.Hem de asla inanmamalarına rağmen.Çünkü bu tarifin adı aşktı.Mecnun’un Leyla’sı, Şems’in Mevlana’sı, Selim’in Taçlı’sı vardı.Ama kendileri ne Mecnun ne Şems ne de Selim’di.Onlar için yalnızca hüzün vardı.Aşksa fazlasıydı. Onlar fazlasını hak edemezlerdi kendilerince.Onlar yalnızca acı çekmeye gönderilmişlerdi buraya.Mutluluk kavramını kal-u belada bırakmıştı onlar.İnançlılardı ya,kim bilir bir gün gülerlerse de bu cennette olacaktı.Aşk güldürüyordu.Sevgilinin hayali onları mutlu ediyordu.Bu duyguyu bilmeseler de yaşıyorlardı.İşte bu yüzden kabul edemiyorlardı…Evet onlar.Yalnızlık prensleri.Karanlık gecelerle yoldaş,sessiz bir odayla sırdaş,dünden kalma çayla dolu bir bardak ve bir sigarayla gardaştı onlar…Bir de umut vardı alemde.Derin tartışmaların en vazgeçilmezi.Asla var olmaması gerektiğini savunanlara karşılık umudun dünyadaki en iyi şey olduğunu kabul edenlerin sayısı hiç de az değildi.Ama herkesin bildiği tek bir şey vardı.Herkesin bir umudu vardı.Ve herkes sadece ve sadece bu umut uğruna yaşıyordu.Kiminin tek umudu 2 ay sonra dünyaya getireceği bebekti.Kimininki okulu bitirmek, kimininki mutlu bir aile kurmak.Kimi araba almayı umut eder,kimi ev.Bazılarıysa ruhuyla flört etiği insanın aslını bulduğu gün dünyada başka hiçbir şey umut etmeyeceğini söyler.Kimi unutamaz.Unutmayı umut eder.Kimi 3 yıldır geçemediği dersi vermeyi,kimiyse ona açılmayı. 12892 tane daha örneği vardır bunun.Ama bir tanesi başkadır .Onlar.Yalnızca hüznü olanlar.Dünyaya yaşamaya gelmeyenlerin de bir umudu vardır.Onlar asla mutlu olacaklarını düşünmezlerdi doğru.Onlar için aşk yoktu,gülmek yoktu,gezmek, para harcamak yoktu hepsi doğru.Ama onlar için mutlu olmanın tek bir istisna yolu vardı.Doğdukları günden itibaren hepsinin ortak bir umudu vardı.Ahhh! Diye çekerlerdi içlerini.Dua ederlerdi çok kez Rabb’lerine.İçlerini parçalayana kadar, haykırarak, inleyerek ağlarken dua ederlerdi bir çok kez.Yalnızken.Bomboş bir evde, Bomboş duvarlara bakarken yaratılmışların içinden en çok onlar umut ederlerdi bunu.AL canımı ya Rabb’im!Evet ölüm.Yaşamaya gelmeyenlerin tek umudu.Geri kalan binlerce umudun içinden en büyüğü.En istenileni.Ölüm vardı ölüm.Gelseydi bir ölüm artık onlar için hüzün bitecekti kendilerince.Kim bilir hiç tatmadıkları mutluluk onların olacaktı belki de.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder