Siyahla beyaz gibiyiz senle ben
Sen beyaz
Temiz pak ve güzel
Ben ise siyah
Her şeyi kaplayan ama sensiz boş
Uzakla yakın gibiyiz senle ben
Sen hep uzak
Mağripten maşruk kadar bana
Bense yakın
Nefesini duyacak kadar
Sonsuzla sıfır gibiyiz senle ben
Sen sonsuz
Her şeyde her yerde olan
Bense sıfır
Var mı yok mu belli olmayan senin için
A ile Z gibiyiz senle ben
Sen Z
Bitiş noktasın da bulunan
Bense A
Başta en başta olan
16 Mart 2011 Çarşamba
AY HIRSIZI
“Bir toplum altınları için bankalar yapıyor ama hayallerini bir çatı altında toplayacak müzeler kuramıyorsa, siyasetçileri, ekonomistleri istediği kadar konuşsun, yoksullaşıyor demektir.” diyen Sunay Akın harikulade bir eseridir “Ay Hırsızı”.
Yakın tarihimizde yaşayan pek çok insanın birbirinden habersiz olarak aynı anda tarihe nasıl yön verdiklerini anlatan bu kitapta çok şaşıracağınız bilgilerle karşılaşabilirsiniz. Yazar yaptığı analizlerle çarpıcı pek çok çarpıcı sonuç çıkarıyor ve bu da okuyucuyu kitaba biraz daha bağlıyor.
Kitap elliye yakın kısa öyküden oluşuyor. Her öykünün sonu sizi şaşırtacağından eminim!… Mesela Atatürk’ün neden uçağa hiç binmediğini bilir misiniz ve yahut Piri Reis’in haritasındaki şifrenin ne anlama geldiğini? Alakasız başlıklar veya aynı öyküde alakasız kişilerin bulunmasına rağmen her zaman aynı sonuca ulaşması ayrı bir ahenk katıyor kitaba. Yazarın her öyküde kullandığı ortak temanın bilim olması kitabı okuyan herkeste bilinç uyanmasına sebep oluyor.
Kitapta kullanılan yazı üslubunun şaşırtıcı olmasından bir kez daha bahsetmekten fayda görüyorum. Ama şu da var ki yazarımız çok keskin bir yazı ile yazmıştır bu kitabı. Kitabı okurken karşınıza çıkan şu cümle “Acıdır ama, ülkemizin bağımsızlığı için canını veren onca güzel insanın kanı, tek doğru yol olan bilimin yolunu tıkamak için kullanıyor.” bu keskinliğin bir örneğidir. Bu cümleyi okuyunca kitabı bırakmayı düşünmüştüm ama devam ettiğim zaman yazar ne anlatmak istediğini çok açık şekilde if
İLHAM
Bazen bir yaprak düşer dalından,ilham perileri kanat çırpar etrafında,gömleğinin sol cebinden kalemini ve ceketinin iç cebinden kağıdını bir çırpıda çıkarır dökersin dizeleri ardı ardına.Nasıl oldu bilmezsin.Ama aslında bu bir tesadüf değildir.Kalbin o kadar doludur ki birileriyle.Öylesine hükmetmiştir ki o kalbine.Ve ona kalbinin kendisiyle dolu olduğunu söylememişsindir.İşte o kalbin içindekiler yukarı doğru çıkar çıkar çıkar ve gelir dilin ucunda durur.Dil öylesine hassas bir organdır ki hakikaten insanı vezir de yapar rezil de.İşte sen rezil olma korkusunu vezir olabilme güzelliğine tercih etmişsindir uzun süredir.O kalp öylesine isyandadır ki.Rahatlat beni artık diye bas bas bağırır sana.Ama beynin o emri vermemiştir,vermiyordur.Ve dilinin ucundakiler seni sürekli nefes darlığı çekmeye,güçlükle yutkunmaya ve acıya yönlendirir.Sen o kelimeleri dilinden dökmedikçe acın artar.Tam da bu acıları yaşarken,bir eylül akşamüstünde atmışındır kendini Beyoğlu sokaklarına.Yalnız yürüyebileceğin bir cadde ve kadrajına girebilecek uzaklıktaki denizle birlikte yürürsün uzun süre.O anda düşer meşhur yaprak yere…İşte ilham böyle bir anda gelir insanın yüreğine.Bunun bir tesadüf olmadığıysa sanırım gayet anlaşılmıştır.Aşktır insana o dizeleri yazdıran.İlhamsa aşk kavramını kullanmaktan dahi çekinen şahsiyetlerin yegane dayanağıdır.
YALNIZ HÜZNÜ VARDIR KALBİ OLANIN
Gece,hüzün.Gece sis perdesinin içinde yalnızlığın zirvesini yaşayan bir adamın hüznü.Gece en kuytu mağaraların içinde ışığı görme ümitsizliğinin peşindeki çaresizin hüznü.Bir de gözyaşı.Korkularının en dayanılmaz çıkmazlarında bulmaya çalıştığı tanıdığı bir an görüp de anında kaybedenin hayal kırıklığı gözyaşı.Günlerce hazırlandığı o gün,yalnızca sevdiğini görmeye giden masumun görmek istediğinin elini bir başkasının elinde gördüğü andır parlayan gözyaşı.En sevdiğini yitirmek, geri kalan hayatını onsuz düşün(eme)mektir o kanlı damla.Ve kıskançlık.O akşam babasına sarıldığını düşünüp hüzünlenmektir bazen.Ya da okuduğu kitabın kahramanını beğenmemesi için ona sürekli kahramanı kadın olan kitap hediye etmektir.Oturup ağlamaktır onu arkadaşıyla eğlenerek sohbet ettiğini görünce.içi yanmaktır sana kızıp başka birine gülünce.O akşam güldürememektir onu.Korkmaktır sevgisinden şüphe ettiğinden.Aramaktır onu durmadan, bıkmadan, usanmadan.Ağlamaktır onu kaybetme korkusundan.Sadece ağlamak…Ve bir de gülmek.En zoru budur işte.Çünkü yalnız hüznü vardır kalbi olanın.Onlar gülmezler.Gülemezler.İçleri her zaman kan ağlıyordur.Çünkü acı çekerler.Hayat onları baştan acıtmıştır.Zayıftırlar.Kimseden güçlü olabileceklerini düşünemezler.Herkes onları ezecektir.Hiç dostları yoktur kendilerine göre.Evet yoktur gerçekten de.sebebi önyargılarıdır.Kendilerini sokakta alelade gördüğü insan kadar dahi beğenmezler.Pisliğin tekidir aynada gördüğü.Kim sevebilir ki onun gibisini?kim napsın ki?Evet hüzünlüdür.Çünkü sevmediği bir gövde ve bir baş vardır sürekli hayatında.Ömrünü onla geçirmek zorundadır.O, çok kişiyi beğenir.Ama kimseyi canı gönülden
11 Mart 2011 Cuma
YÜRÜMEK
Yürümek
Bir bebeğin haykırışlarında gizli
Anne kucağında yere atlayışında
İki ayağıyla ben buradayım demesinde
Yürümek
İkince anneye gidiş de gizli
Taştan bir binaya koşmakta
İki harf öğrenebilmekte
Yürümek
Biraz da oyunlarda gizli
Saklambaç da sobelemekte
Topun peşinde koşmakta
Elim sende de belki
Yürümek
Sınavlarda gizli
Sbs öss ne varsa
Heyecanla kaybetmek kazanmak arasında
Bir bebeğin haykırışlarında gizli
Anne kucağında yere atlayışında
İki ayağıyla ben buradayım demesinde
Yürümek
İkince anneye gidiş de gizli
Taştan bir binaya koşmakta
İki harf öğrenebilmekte
Yürümek
Biraz da oyunlarda gizli
Saklambaç da sobelemekte
Topun peşinde koşmakta
Elim sende de belki
Yürümek
Sınavlarda gizli
Sbs öss ne varsa
Heyecanla kaybetmek kazanmak arasında
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
